12 Eylül 2008 Cuma

Herkese Merhaba!

Hepiniz bu yeni bloguma hoş geldiniz. Gerçi başka pek ciddi bir denemem olmamaıştı ya neyse... Elbette bazılarınız bu blog da nereden çıktı diyecektir, ne gerek vardı değil mi? Aslında başlarda ben de böyle düşünüyordum, geçenlerde "Georges Politzer - Felsefenin Temel İlkeleri" ni tekrar incelerken bir cümle gördüm; "Proletarya yalnızca bir olursa başarıya ulaşabilir." Uzun süre bu cümle üzerine düşündüm. Açıkçası ülkemizde sağlam bir sosyalist tabaka vardı, bunların tartışmak için çeşitli forumları, siteleri, dergileri vardı. Ancak bir şeyin farkına sonradan vardım.

Bildiğiniz gibi ülkemizde 80lere kadar büyük bir Sol cephe vardı. Bunlar gerçekten güçlü bir siyasal güçtü. Hatta bir dönem liderliğe oynadılar. Elbette tarih olandır ve olanı değiştiremeyiz ama bir gerçeği yeni farkediyoruz. Sosyalistler zayıfladı. Hatta inanılmaz boyutlarda zayıfladı. Hatta Attila İlhan der ki; "Türkiye'de sosyalizm Sovyetler çökmeden önce çoktan bitmiştir." Bu gerçekten çok doğrudur. Sosyalizm Türkiye'de yavaşça yükselip 68 kuşağıyla tavan yapmış, daha sonra hızla çöküntüye uğramıştı. Bazılarımız bunu kabul etmiyor, hatta ben bunu söyleyince "yalancı sosyalist" bile ilan edildim. Evet, isterseniz kabul etmeyin ama artık sosyalist partilerin " 'Binde bir'lik parti" olduğu bir dönemdeyiz. Yani artık 1 Mayıslarda sokakları dökülen, devrim türküleri söyleyen yüz binler yok. Devrim andını içen, Amerikan karşıtı protestolara katılanlar artık günümüzün 60 yaş üstü insanları. Artık maalesef bir sosyalist bilinç yetiştirilmiyor. Gençler Amerikan hayat tarzını benimsettirilip "bitkisel hayata" alıştırılıyorlar. Araştıran, okuyan, çözüm arayan dinamik beyinler artık kendilerini uyuşturucuyla zehirleyip beyinlerini öldürüyorlar. Ayrıca sosyalist cephenin güç kaybetmesi sadece bilinçsizliğe değil aynı zamanda Marksist çizgiden çıkışla da alakalı. Günümüzün canlı 68 kuşağı üyeleri artık sosyal demokrat oldular. Bazı bölgelerimizde Marksizm Apoculuğun gerekçesi görülmekte. Doğu Anadolu'daki binlerce gencimiz halk için savaştıklarını zannederek bölücü eylemler yapıyorlar. Hatta bazı gerçek Marksistler bile oy için Kürt şövenisti olmaya başladı .

Ülkemizde durum böyleyken ben de sesimizi duyurmamız gerektiğini düşündüm. Çünkü biliyorum ki (hatta bunda eminim) içimizde hala Marksist-Kemalist olan sosyal demokratlar var. "Başka sol parti yok ki" diyerek Marks damarına taş basan devrimcilerimiz var. Deniz'lerin yoldaşı, devamcısı arkadaşların da seslerini duyurmaya hakkı var diye düşünüyorum. Bu yüzden birleşip ortak bir kararla hareket etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Günlük olayları tartışalım, siyasi meseleleri konuşalım. Zaten bu blog bu amaçla kuruldu. Mümkün olduğunca sıkça çıkarılan yazılarla Marsist-Kemalist Cephe bundan böyle "kısılıp yok edilmeye çalışılan" sesimizi duyurmaya çalışacak. Elbette biliyorum ki Marksizmi kendine göre yorumlayıp benimseyenler içimizde. Onları da bekliyorum. Her çeşit sol görüşlü arkadaşın yeni fikirlerine ihtiyacımız var. Çünkü bir bütün olarak varız ancak. Yoksa bir hiçiz Zaten kapitalistlere karşı en büyük kozumuz sayıca üstünlüğümüz. Birleşerek devrimi ya da tamamlanamayan devrimi gerçekleştirebiliriz. Zaten çok kısıtlı olan tartışma alanlarımızın artırılması bu yönden çok yararlı olur. Kaynaşmayı sağlar ve bizi tek vücut haline getirir. Bu bloğun amacı budur.

Son olarak Marks'ın Manifesto'sunun son sözleriyle bitiriyorum: " Tüm dünya milletlerinin işçileri; BİRLEŞİN!"